SKDM İstanbul Zirvesi: Türk özel sektörü AB Komisyonu’yla beklentilerini paylaştı
TOBB ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen üst düzey toplantıda SKDM uygulamasının tüm boyutları ele alındı. Türk özel sektörü, doğrudan Avrupa Komisyonu heyetiyle görüşerek sektör taleplerini iletti.
Toplantı ve resmi değerlendirmeler
Toplantının açılışında konuşan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Avrupa Komisyonu heyetinin iki günlük Türkiye ziyareti kapsamında verimli görüşmeler yapıldığını belirtti. Tuzcu, Türkiye’nin iklim ve yeşil dönüşüm alanında makro düzeyde önemli adımlar attığını, çıkarılan İklim Kanunu ve AB mevzuatına uyum sürecinin yakından takip edildiğini vurguladı.
Türkiye’nin özel konumu ve ticari boyut
TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, Türkiye’nin AB ile güçlü ekonomik entegrasyonunu hatırlatarak SKDM’nin Türkiye’ye özgü bir çerçevede ele alınması gerektiğini savundu. Kıvanç, Türkiye’nin yaklaşık 30 yıldır Gümrük Birliği içinde bulunduğunu ve AB için beşinci büyük ticaret ortağı olarak yılda 100 milyar avroyu aşan ihracat gerçekleştirdiğini ifade etti.
Kıvanç, SKDM’nin Türkiye’yi klasik bir üçüncü ülke gibi değerlendirmesinin ticari ve hukuki açıdan doğru olmadığına dikkat çekti. Ayrıca SKDM uygulamasının 1 Ocak 2026 itibarıyla başladığını anımsattı ve Aralık 2025’te yayımlanan ikincil mevzuat paketine ilişkin özel sektörün değerlendirmelerini paylaştı.
KOBİ ve doğrulayıcı kuruluşlar
Kıvanç, KOBİ’lerin SKDM yükümlülüklerine tabi olmasının ciddi maliyet ve idari dengesizlikler doğurduğunu, Türkiye’de akredite doğrulayıcı kuruluşların AB nezdinde tanınmamasının firmalara ek maliyet ve gecikmeler getirdiğini belirtti.
Gerçek emisyon verileri ve enerji yatırımları
Kıvanç, Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli dönüşüm kaydettiğini ve toplam kurulu güç içinde yenilenebilir enerjinin payının yüzde 50’nin üzerine çıktığını hatırlattı. Özellikle 5.1.h kapsamındaki enerji yatırımlarının SKDM metodolojisine alınarak dönüşümün desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
AB tarafından belirlenen varsayılan emisyon değerlerinin birçok sektörde gerçek emisyonların üzerinde kaldığını ve çimento sektöründe maliyetleri yaklaşık dört kat artırabildiğini belirten Kıvanç, doğrulanmış gerçek emisyon verilerinin hem çevresel doğruluk hem de rekabet açısından kritik olduğunu söyledi. SKDM kapsamında toplanacak gelirlerin AB sanayisinin dönüşümünde kullanılmasının planlandığına işaret ederek, Türk sanayicisinin ödediği karbon vergisinin AB’deki rakiplerini finanse etmesinin adil rekabete aykırı olduğunu; bu gelirlerin bir kısmının Türkiye gibi SKDM’ye tabi ortakların yeşil dönüşüm projelerine hibe veya kredi olarak dönmesi gerektiğini dile getirdi.
DG TAXUD perspektifi
DG TAXUD Genel Müdürü Gerassimos Thomas, SKDM uygulamasında gerçek (fiilî) emisyon verilerinin önemine vurgu yaptı. Thomas, varsayılan emisyon değerlerinin doğası gereği cezalandırıcı olabileceğini, bu değerlerin ihracatçı firmalar açısından dezavantaj oluşturduğunu belirtti.
Avrupa Komisyonu analizleri sonucunda SKDM’nin diğer sektörlere genişletilmesi ve dolaylı emisyonların kapsama alınmasına ilişkin kararların 2027 yılına ertelendiğini aktaran Thomas, böylece 2026–2027 dönemini kapsayan ikinci bir geçiş sürecinin oluştuğunu söyledi. Bu süreçte doğrulanmış gerçek emisyon verilerinin sistem için kritik olacağına dikkat çekti. Thomas ayrıca aşağı akım ürünlere ilişkin yeni bir yasama teklifinin kabul edilmesi halinde 2028’de yürürlüğe girebileceğini ve kapsamın objektif, sınırlayıcı bir metodolojiyle belirleneceğini kaydetti.
Türkiye’deki doğrulayıcı kuruluşların tanınmamasına ilişkin kararı ortaklık açısından zor bir başlık olarak nitelendiren Thomas, bunun Türkiye’ye özel bir yaklaşım olmadığını; metodolojinin yeni olması ve yeterli sayıda eğitimli doğrulayıcı bulunmamasının ihtiyatlı bir yol izlenmesine neden olduğunu ifade etti.
(SOLDAN SAĞA) DG TAXUD GENEL MÜDÜRÜ GERASSİMOS THOMAS, MUSTAFA TUZCU, ZEKİ KIVANÇ